Evliliğin ilk zamanlarında eşler kendi düşüncelerini ve hayat tarzlarını karşı tarafa benimsetmeye çalışırlar, oysa evlilikte de olsa insan benliğinden taviz vermeden, biz olarak mutlu olmalı.


Bir çok kavga ve çekişme aslında tamamen iki kişininde farklı mizaçlara sahip olmasından kaynaklanmaktadır. 

Küçük bir  hikaye ile bu mizaç çatışmasının aslında ne kadar anlamsız olduğunu görebiliriz.


Evlilik alıştırmaları!

“Hadi İlknur geç kaldık, biraz acele et!”

Erol vestiyerden kahverengi ayakkabılarını alarak yere koydu. “Bak hep böyle yapıyorsun, ne zaman annemlere gitsek, gecikiyoruz. Herkes gelmiştir şimdi.” İlknur koridordan gelirken elindeki parfümü şöyle bir çevresinde gezdirdi ve elindeki leopar desenli çantasına attı, “Of tamam patlama, geldik işte!”.

“Ya İlknur şu kokuyu sürmezsen olmaz mı? Şu yüzüne bak yine makyajdan yüzünü göremiyorum. Düğüne gitmiyoruz; annemlere yemeğe gideceğiz. Biraz gittiğimiz yere uygun hazırlansan olmaz mı?”

İlknur biraz alınmıştı: “Ne diyorsun sen ya, sen parfümden ve güzellikten anlamıyorsan, bu senin sorunun. Ya şu giydiğin ayakkabılara bir bakar mısın, bu takımın altına bu ayakkabılar olur mu?”

Erol cevap verdi: “Ne varmış ayakkabılarda?

En rahat ayakkabılarım işte.” İlknur yüzünü ekşitti:

“Ya nasıl bir garip adamsın sen, hiç mi göz zevkin yok?” Erol bunun altında kalacak değildi: “Seninle evlendiğime göre göz zevkim yokmuş demek ki.”  İlknur çok kırılmıştı, çantasını koridora doğru fırlattı ve ağlayarak salona geçti,  “Gitmiyorum işte, kendin git. Zaten her şeyimi eleştiriyorsun, hiçbir şeyimi beğenmiyorsun. Beni hiç sevmiyorsun. Nişanlıyken hiçbir şeyime karışmazdın, şimdi ne oldu da her şeyime karışıyorsun. Annen söylüyor bunları sana, değil mi? Zaten annende benim hiçbir şeyimi beğenmediğini biliyorum, şimdi seni de doldurmaya başladı değil mi?” Erol hiçbir şey söylemeden yatak odasına geçti. Annesini arayarak, rahatsız olduğunu söyledikten sonra, sabaha kadar yatak odasından çıkmadı. İlknur ve Erol henüz üç aylık evliydiler, fakat her iletişim kurmaya başladıklarında, anında bu noktaya geliyorlardı. İletişim kurmaları nerdeyse imkânsız hale gelmişti. Birbirlerini çok severek evlenmişlerdi, hatta iki sene de nişanlı kalmışlardı. Nişanlılık döneminde gayet güzel anlaşmışlardı, ne olmuştu da şimdi hiç iletişim kuramayacak hale gelmişlerdi?

Evlilikteki ilk sene genellikle yeni evli çiftler bir birlerinin sınırlarını algılamaya ve bu sınırlara saygı göstermeyi öğrenmeye çalışırlar. Tabi bu dönemlerde aynı zamanda kendi aralarında ve diğer akrabalar ile ciddi güç savaşları olur.

Burada yine en önemli detay, mizaçları önceden anlamak ve ona göre neler ile karşılaşabileceğinizi tahmin edebilmektir.

Bu hikâyemizdeki çiftin hangi mizaçlarda olduğunu, bir tahmin edelim:

 

Önce Erol karakterin ipuçlarını bulmaya çalışalım.

“Hadi İlknur geç kaldık, biraz acele et!”.

“Bak hep böyle yapıyorsun, ne zaman annemlere gitsek, gecikiyoruz. Herkes gelmiştir şimdi.”

Dakik, kuralları önemseyen, kimseyi bekletmeyi sevmeyen ve kendisi de bekletilmeyi sevmeyen,  detaycı, kimin ne düşündüğünü önemseyen biri = AŞIRI SOL LOB

“Ya İlknur şu kokuyu sürmezsen olmaz mı?

Şu yüzüne bak, yine makyajdan yüzünü göremiyorum. Düğüne gitmiyoruz; annemlere yemeğe gideceğiz. Biraz gittiğimiz yere uygun hazırlansan olmaz mı?”

Mantıklı düşünen, yerine göre analitik düşünen = SOL LOB

Görselliği çok önemsemeyen, daha çok rahatlığa önem veren ve yerine göre giyinen, parfümden rahatsız olduğuna göre koku duyuları hassas olan = DOKUNSAL

Aynı zamanda GÖRSELLİK olmadığını anlıyoruz

“Seninle evlendiğime göre göz zevkim yokmuş demek ki.”

Cevap veren, eleştiren, kendini konuşarak ifade eden ve keskin konuşan = İŞİTSEL

Erol hiçbir şey söylemeden yatak odasına geçti. Annesini arayarak, rahatsız olduğunu söyledikten sonra, sabaha kadar yatak odasından çıkmadı.

Olayı konuşarak çözmektense yalnız kalmayı tercih eden, çatışmadan uzak kalmak isteyen = DOKUNSAL